BASIN BÜLTENİ

TÜRK VETERİNER HEKİMLERİ BİRLİĞİ’NİN KIRIM-KONGO KANAMALI ATEŞİ HASTALIĞI İLE İLGİLİ

BASIN AÇIKLAMASI – 29 MAYIS 2009

 

Yetersiz Mücadele Nedeniyle 

“ K.K.K.A. HASTALIĞININ HIZI KESİLEMİYOR ”

 Ülkemizde zoonotik hastalıklarla ilgili yeterli tedbir alınmaması ve koruyucu hekimliğe gereken önemin verilmemesi neticesinde Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) Hastalığından ölümlerin günümüzde de hız kesmeden artarak devam etmesi Türkiye’ye özgü bir vurdumduymazlığın sonucudur. 

Yetkili ve sorumluların konu ile yeteri kadar ilgilenmemeleri biz veteriner hekimler camiasını derinden yaralamaktadır. 

 Ülkemizde ilk olarak 2002 yılının bahar ve yaz aylarında, bazı illerimizin kırsal kesiminde yaşayan insanlarda ortaya çıkan hastalığın 2003 yılının Ağustos ayında Kırım Kongo Kanamalı Ateşi denilen zoonotik bir hastalık olduğu belirlenmiştir. Etken; bir virus olup, kenelerle insanlara bulaştırılmaktadır. Hastalık, etkeni taşıyan kenelerin ısırması yanında, enfekte hayvan veya hasta insanların kanı, dokusu ve vücut sıvılarına temas sonucunda da bulaşabilmektedir.

  Hastalığın ne zaman çıktığı, nasıl bulaştığı, seyri ve belirtileri bu güne kadar geniş bir şekilde yazılı ve görsel medyada yeteri kadar yer aldı. Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2002 yılından bu güne kadar kene ısırması nedeniyle, bu hastalık yaklaşık 3135 kişide görüldü ve bunlardan 162 kişi hayatını kaybetti.

 

c

VAKA SAYISI

ÖLÜM SAYISI

2002-2003

150

6

2004

249

13

2005

266

13

2006

438

27

2007

717

33

2008

1315

63

2009 (Mayıs)

-

7

  Bu tablo; vaka sayısının her geçen yıl hızla arttığını, hastalıkla mücadele ve korunma noktasında yapılması gerekenler açısından çok önemli eksiklerin olduğunu göstermektedir. 

1944-1945’lerden beri bilinen bir hastalık, niçin ülkemizde 2002 yılında görülmeye başlandığı, bu hastalığın ortaya çıkmasına nelerin neden olduğu, riskli bölgelerin nasıl oluştuğu, hastalığı taşıyan kenelerin mevsimsel aktiviteleri ve hastalık etkenini hangi hayvanların barındırdığı, hastalık-insan ilişkilerindeki özellikle bağışıklık durumu vb soruların yanıtları bugün itibarı ile halen net olarak bilinmemektedir. Bunların cevabı bulunmadan hastalıkla yeterli mücadelenin yapılması mümkün değildir.

 Veteriner Hekimliği Mesleğinin en üst örgütü olarak; hastalık konusunda neler yapılması gerektiğini ilgili bakanlık yetkililerine ve bazı basın organlarına sözlü ve yazılı olarak daha önce de iletmiştik, bunlara ilave bazı yeni düzenlemeleri de içeren önlemler paketini siz değerli basınımız ile paylaşmanın kamuoyunu aydınlatma açısından faydalı olacağını düşünüyoruz.

 Devlet kurumlarınca yapılması gereken çalışmalar; 

Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Yerel Yönetimler ile Üniversitelerin ilgili birimlerinden komisyon oluşturularak, riskli bölgelerde kenelerin mevsimsel aktiviteleri ile hastalığı nakleden vektör kenelerin tespiti (kenelerin illere göre envanterinin çıkarılması); vektör kenelerle öncelikli olarak biyolojik mücadele yöntemlerinin belirlenmesi; bulaşma kaynağı olarak evcil ve yaban hayvanlarında enfeksiyon oranlarının saptanması ve bunların vektör kenelerle enfestasyon oranlarının tespit edilmesi; 

Hastalıktan korunmada çok önemli bir yeri olan aşının üretim çalışmalarına biran önce başlanarak sonuçlandırılmalıdır. 

Bütün bu çalışmalarla birlikte, kültürel yapılanma yanında biyolojik ve kimyasal mücadele stratejileri geliştirilmelidir:

Mera ıslah çalışmaları öncelikli olarak hızlandırılarak, tamamlanmalıdır. Halkın bilinçlendirilmesi, hastalıkla ilgili konularda ilk etapta riskli bölge halkına ve sağlık çalışanlarına bilgi verilmelidir.

 İnsanlar tarafından alınması gereken tedbirler;

Tarla, bahçe çalışanları veya farklı amaçlarla (sağlıkçı, ziraatçı, çoban, avcı, piknikçi gibi)     dolaşanlar; kapalı ve açık renkli giysiler giymelidir. Özellikle pantolon paçaları, çorap içine sokularak ve hatta üzerine çizme giyilerek dolaşılmalıdır. Elbise veya vücut üzerine kene kovucu preparatlar sürülebilir. Ancak bunların etki süreleri bilinmelidir (genellikle süre 2–6 saattir). Sahadan döndükten sonra, vücutta (özellikle kulak içi ve çevresi, saç ve çevresi, koltuk altı, bacak araları, diz kapağının arka kıvrımları, göbek deliği ve diğer vücut kıvrımlarının arası) günlük kene muayenesi el ve aynalar vasıtasıyla yapılmalıdır. Bulunan keneler en yakın sağlık kuruluşuna gidilerek, yetkililer tarafından çıkartılması sağlanmalıdır. Bu bölgelerdeki çocukların da ebeveynleri (anne, baba, büyükleri) tarafından mutlak surette günlük kene muayeneleri yapılmalıdır. Düzenli vücut temizliği (banyo, taranma v.s.) ihmal edilmemelidir. Vücutta bulunan keneler üzerine herhangi bir kimyasal dökülmemeli, ateşle yakılmamalı, sıkılarak ezilmemeli, mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna gidilerek, yetkililer tarafından çıkartılması sağlanmalıdır.

Tarla, Bahçe, Mera ve Piknik alanlarında kene ile bu alanların bulaşmasında ve yerleşerek gelişmelerinde rol alan en önemli hayvanlar, yaban domuzları, küçük memeliler ve özellikle kemiricilerdir (yaban tavşanı). Bunların bu alanlara girmelerini önlemek amacıyla; ince delikli tel örgüler toprakla çok iyi bağlantısı yapılarak, etrafları çevrilmelidir. Böylece içeriye keneleri taşıyabilecek yaban hayvanlarının girmesi önlenerek, kontrollü tarla, bahçe, mera ve piknik alanları oluşturulmalıdır. 

Özellikle piknik amacı ile her alan (her su başı, ağaç altı...) kullanılmamalıdır, çünkü bu alanlara kene taşıyan yaban ve evcil hayvanların da gelme olasılığı çok yüksektir.

İnsan ve hayvan yaşam yerleri çağa uygun standartlara kavuşturulmalıdır. (en basit olarak ev ve hayvan barınaklarının tavan, taban ile özellikle iç ve dış duvarları ile avlu duvarlarında kenelerin saklanabileceği çatlak, yarık, delik olmamalı; varsa bunlar sıvanarak kapatılmalıdır.)

Ev hayvanlarında düzenli tımar taramaları ve yıkamalar, gerekirse hekim kontrolünde kene kovucu uygulamalar yapılmalıdır. 

Kene mücadelesinde çiftlik hayvanları ilaçlanırken ete ve süte geçmeyen ilaçlar kullanılmalıdır. Meralar kesinlikle ilaçlanmamalıdır. Bu hem kene mücadelesinde etkisi sınırlı hem de ciddi boyutta çevre kirliliğine, doğal dengenin bozulmasına ve zehirlenmelere neden olabilecek bir uygulamadır. Hayvan barınakları çok gerekli görülen durumlarda ilaçlanabilir.

KKKA etkenini taşıyan keneleri doğal hayattan yok etmek mümkün olmamakla birlikte, kene sayısı çiftlik hayvanlarında düzenli ilaçlama ile biyolojik üreme zinciri kırılmak suretiyle kabul edilebilir düzeyde azaltılabilir. Keneler KKKA yanında hayvanlarda birçok viral, bakteriyel ve kan parazitlerinden ileri gelen hastalığın oluşmasına da neden olmaktadır. Bu nedenle çiftlik hayvanlarında düzenli ve sürekli mücadele gereklidir.

 Bütün bu değerlendirmelerle birlikte;

 Zoonotik hastalıklarla mücadelede görevli olan Veteriner hekimlerin organizasyonu da son derece önemlidir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığının mevcut teşkilat yapısı salgın hastalıklarla mücadeleye uygun değildir. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak 1935 yılında altına imza koyduğumuz Cenevre Antlaşmasına uygun bağımsız bir merkezi veteriner otoritenin kurulması ve veteriner hizmetlerinin dikey yetki sorumluluk içinde hızlı hareket eden dinamik bir teşkilat yapısına kavuşturulması gerekmektedir.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığının taşra teşkilatındaki veteriner hekim sayısı hala yetersiz olup hızla yeterli sayıya ulaştırılmalıdır.

Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak salgın hastalıklarla mücadelede başarıya uzman veteriner hekimler ile ulaşılabileceği kanaatindeyiz. Bu nedenle, veteriner hekimliğinde uzmanlık yasası derhal işler hale getirilmeli ve uzman açığı hızla kapatılmalıdır.

Bakanlıklar arasında daha önce oluşturulmuş olan Zoonoz Milli Komitesi etkin hale getirilmeli ve “Tek Tıp Tek Sağlık” konseptine uygun olarak beşeri hekimler ile veteriner hekimlerin birlikte çalışmalarına imkan sağlanmalıdır.

Sonuç olarak; 

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı, ülkemizde 2002 yılından itibaren ciddi boyutta seyretmekte ve her geçen yıl daha fazla can almaktadır. İnsanlarda ölümle sonuçlanan bu hastalığa karşı yapılan çalışmalar, belirttiğimiz çerçevede, yeniden gözden geçirilerek, ilgili bütün sektörlerin acilen daha etkin önlemler almaları gerekmektedir. 

 Dr. Mehmet  ALKAN
Türk Veteriner Hekimleri Birliği
Merkez Konseyi Başkanı